05 Kas

Öykü – Son

Daha önce ölüme bu kadar sempatiyle baktığım bir zaman hatırlamıyorum. Zaman şu anda durdu ve zaten ölüden farkı kalmayan bedenim yaşamaya dair emareler aramayı bıraktı. Her şeyin sebebi var elbette. Oysa sebebine bağlı olmaksızın insanı kahreden ölüm artık bir yolun mutlu sonu gibi.

Onu da kaybettim.

Rakamlara yakıştıramadığım miktarda ölüm gördü gözlerim. Ne anne tarafı ne baba tarafı elli yaşını geçmez ailenin içinde bulunmanın verdiği o ölüm sessizliğine de alışığım bu yüzden. Herkes ellisinden önce ölürdü. İnsanların bilmediği sonlarla yaşadığı bu hayatta kesin bir tarihimiz varmış gibi yaşıyorduk.

Bütün ailenin yaşadığı bu psikolojik savaşı anlatmak istemiyorum. İçinde büyürken bana işkence yaşattığının anlaşılabilir bir durum olduğunu düşünüyorum. Kelimelerim yavaş yavaş tükeniyor artık. Çok ağıt, çok muhabbet, çok zaman. Bana kalan üç beş kelimeyle yazmak zorundayım bundan sonrasında.

Ayrıca ölümün olduğu bu dünyada kendimi beğendirmek gibi gereksiz bir derdimin kaldığını düşünmek naiflik olur.

Evet, o da gitti.

Gitmesin de ne yapsın.  Acılı bir hikayemiz var. Hayatımız hep kaybetmekle geçti. Maddi bir şeylerden bahsetmiyorum. Bankada bulunan param bütün çocuklarıma, aileme ve yeğenlerime yeter. Daha şimdiden. Bugün bile. Eğer yaşasalardı.

Dün onu hastane odasında öldürdü bu acılar. İki senedir çektiği,  görmesi bile ciğerleri dağlayan görüntüsünün sebebi hastalıktan kurtuldu. Oysa kurtuluş hissi bile gidişini hafifletmiyor içimde. Üç sene önce trafik kazasında kaybettiğimiz üç çocuğumuzun kederiyle birlikte yaşamam gereken tüm kötülüğü yaşadık sayıyorum kendimizi. Çektiği fiziksel acılar onu üzemedi bile.

Bütün aile çocuklardan sonra bu kanser illetinin ortaya çıktığına inanıyordu hep. Oysa annesi de, annesinin annesi de, annesinin ananesi de bu illetten gitti. Ama yaşamın bize verdiği bütün kötülüklere kutsallık eklemeyi, acıların boşuna çekilmediğine inanmayı seçtik.

Genç yaşta evlenip yuva kurduk. Çok aşıktık, ne kadar aptal olduğumuzu bilemeyecek kadar aşık. İkizler yüzünden çocuklarla olan hayatımızın ilk beş yılını hatırlamıyoruz bile. Tek aklımızda kalan çocuklarımızla birlikte dünyanın bütün kötülükleriyle ve kronik mutsuzluğumla savaşacak gücü bulmuştum kendimde.

O elem dolu geceyi düşündük yanımda ölürken. Abileriyle ilk kez tatile gitmenin heyecanıyla uyuyamadığını hatırladık Ece’nin. İlk kez biden ayrı olacaklardı. Bizim içimizde ebeveyn telaşı, onların içinde yanan gençlik ateşini söndüremedi ve izin verdik.

Altından çıkarıldıkları kamyon kaldırılırken yaşadığım zamanı saniye saniye zihnimi çürüten anılar olarak hatırlıyorum. Paramparça. Çocuklarım, geleceğim, içimde kendini yaşatmak için çırpınan mutluluk duygusu, bütün dünya, kısacası hayat. Hiç gülmedim sonrasında. Zihnim de bu yazmaya çalıştıklarım kadar bölük pörçük. Doğa ne müthiş şey. Bana zarar verenleri benden alıyor.

Anılarımı unutuyorum, unuttuğum için ise acı çekiyorum ve neyi unuttuğumu, neye üzüldüğümü bile bilmiyorum.

İçimde öyle bir savaş var ki, ne anılar, ne üzüntüler, ne de aldığım nefesten bir şey anlıyorum.

Hayatımın en önemli değerlerini yitirdim. Elli dört senelik hayatımın ödül gibi gelen dört senesine inat bugün defteri kapatıyorum. Ödüllerden zaten nefret ederim.

Ödülünü sana iade ediyorum tanrım. Yine erken yaşta ölen babamın en sevdiği koltuğu ilk defa kirleteceğim. Oysa onu evlatlarıma bırakıp, benim gibi hayatın bütün yorgunluğunu baba kokusunun içinde dinlenerek geçirmelerini hayal ederdim hep.  Şimdi ise basit bir mobilya artık.

Share on Google+Share on TumblrShare on Facebook